Bu ara okuduklarım

Julia Quinn - Son Söz Aşkın (Bridgerton #3)

6/12/2014





Sophie Beckett, aslında bir kontun kızı olmasına rağmen ne Leydi Bridgerton'un meşhur maskeli balosuna gideceğinin ne de Beyaz Atlı Prensi'nin onu orada beklediğinin hayalini kurmaya cesaret edebilir çünkü kibirli üvey annesi tarafından köşkün hizmetçisi olarak kullanılmaktadır. Ama daha sonra, gizlice içeri girmeyi başardığı baloda çekici ve yakışıklı Benedict Bridgerton'un güçlü kollarının arasında dans ederken kendini kraliyet ailesinden birisi gibi hisseder. Yalnız ortada bir sorun vardır, saat geceyarısını gösterdiğinde bu sihrin sona ermesi gerekmektedir.
Kimdi bu olağanüstü kadın? O büyülü geceden sonra, gümüş elbiseli kadının güzelliğiyle adeta kör olmuş Benedict'in gözü başkasını görmez, ta ki kendini, ona garip bir şekilde tanıdık gelen hizmetçi kıyafeti giymiş o alımlı kadını içine girdiği tatsız durumdan kurtarmak zorunda hissedene kadar…






Bir kitap daha bitti ve ben bir daha Julia Quinn'i okumaya neden tereddütle başlamıştım anlamaya çalışıyorum.Belki de sadece başka yazara geçmekti sorun,ama her neyse ortadan kalktı ve ben artık rahat rahat okuya biliyorum.

Kitap ilk okuduğuma kıyasla olağanüstüydü ve bence bu normal.Yazdıkça gelişiyor her yazar.Sadece karakterleri fazla üzmemek gibi bir huyu var ve ben bir türlü o huyu benimseyemedim.

Gelelim karakterlere.Gerçek bir Kül Kedisi masalı.O kadar güzel bir benzetme ki ben ağzım açık kalarak okudum.Bu aralar işim çoktu ama her fırsatta bir kaç cümle daha okumak için kitabı elime alıp durdum.

Sophie fazla acı çekmiş bir kızdı ve sonunda acılarının bitmesi beni mutlu etti.Anne ve babasının ölmesi beni biraz korkuya düşürüyordu.Ya onun Kont'un kızı olduğunu kimse anlamazsa diye korkuyordum.Sonuçta Sophie hizmetçiydi,yani alt tabakadandı.Onun sözüne pek inanacaklarını sanmıyordum.Ama her yerde bir kurtarıcı vardır.Benedict günü ve Sophie'yi kurtardı.

Üvey annesi Araminta'yı anladım.O zaten iyi davransa şaşardım.Bu konuda Katy'nin annesi Mary (Bridgerton 2) beni yeterince şaşırttı.Peki ya Sophie'nin babası neden o kadar taş kalpli olmalıydı ki?Hele de Araminta'dan bir varis istediği halde.Sanırım bu bazı zihniyetsiz zihniyet yüzünden olmalı.Sophie Kont'un kendi kızı,ama hizmetçiden doğma.Posy ve o adını bile unuttuğum üvey kızlar asilzade neslinden.İşte biz sırf böyle şeyler için kaybediyoruz sevdiklerimizi,elimizdekileri,aklımızı!

Neyse ki Benedict aynı hataya düşmedi.Bazen Sophie'yi çok kırdığını ve fazla ağır konuştuğunu fark etmedim değil.Bu da Sophie'nin alt tabakadan geldiğini düşündüğü içindi.Benedict'i kimse suçlayamaz.Etrafında ne görüyorsa kendi hayatında da onu uyguluyor.Şunu fark ettim;O Anthony kadar inatçı ve ya Daphne kadar cesur değildi.Bu onun eksi yönleriydi bence.Diğerlerini dinlemek lazım,ama uygulamak kişiye kalmış bir şey.Onların ne düşündüğü umurunda olursa onlar için yaşıyorsun demektir.Sophie'ye direk onunla evlenemeyeceğini söylemek,sanki Sophie aptalmış da bunu bekliyormuş gibi onu uyarmak bence yersizdi.Olmamalıydı.Anthony ve Daphne'yle kıyaslandığında Benedict bana karakterine ve prensiplerine sadık biri gibi gelmedi.Etraftan hoşlanmasa bile onları umursuyordu ve bu doğru değildi.Belki de bunu sadece Sophie'nin kabul görememesinden korktuğu için yapıyordu ama Metresi olduğunda da aynı sorunla zaten karşılaşacaklardı.

Bir peri masalından gerçek hayata geçiş yaptım ve kitabı bitirdim.Ama bir sonrakine başlamak için sabırsızlanıyorum.Önceleri endişeli olsam da artık yazarımın kalemine güveniyorum.

Okumak isteyenler  buraya tıklaya bilirler. :)

You Might Also Like

0 yorumunuz