Bu ara okuduklarım

Judith McNaught - Gece Fısıltıları

9/01/2014





Küçük ve sakin bir kasabada polis olan Sloan Reynolds, güzel, akıllı, kendine güvenen ve herkesin sevdiği bir genç kadındır. Hiç ummadığı bir anda, otuz yıldır onu hiç aramamış olan babası, genç kızı Palm Beach'e davet eder. Sloan kırgın olduğu babasını görmeye hiç hevesli olmadığı için gitmek istemez. Ancak bir FBI ajanı, Palm Beach'te yapacağı bir araştırmada kendisine destek olması için genç kızı  bu teklifi kabul etmeye zorlar. Sloan Palm Beach'e gider, yaşamı boyunca hiç karşılaşmadığı babasını, kız kardeşini, ninesini yakından tanır ve 'Beyaz Atlı Prens'i ile karşılaşır.




 Orijinal Adı : Gece Fısıltıları

Kategori : Bestseller,aşk

Yazar : Judith McNaught

Çevirmen : Mine Atafırat
Sayfa Sayısı : 397

Çıkış Tarihi : Ekim 2012



Her kes benim Tarihi Aşk romanlarına olan ilgimi ve Judith McNaught'un kitaplarını nasıl severek okuduğumu bilir.Bilmeyenler de buyursun. Her kitabını bir kusur bulmadan ve eleştirmeden okumuştum.Hiç bir kitabında yanlış aramamıştım,çünkü gerçekten bu yazar yanlışın ne olduğunu bilmiyor gibiydi.

Ama maalesef bunu bu kitap için söyleyemeyeceğim.Goodreads puanını da bence hak ediyor (3.71).Yani yazarın bu kitabı şu kafayla yazdığını düşünüyorum. "Artık nasıl olsa her kitabımı okuyorlar,bunu da okurlar.Yazayım gitsin." !

Her kitabın kendi zamanı olduğunu düşünenlerdenim.Belki bu kitapta da öyledir diye düşünmedim değil.Hatta kaç kere kendimi zorladım,gülümseyerek,meraklanarak okuyayım diye.Ama yok.İlla kaşlarımı çattım sonunda.

Neyse,önce kitabın konusu,sonra benim fikirlerim.

Kitabımızı ana karakteri sarışın (ne alakaysa) polis,Sloan Reynolds.Kendisi her kese yardım eden,işini ve annesini seven,kendi ayaklarının üstünde durmayı aslında daha 4 yaşında falanken öğrenmiş,30 yaşında bir 'kadın'! Evet,yanlış duymadınız,Judith McNaught'un kitabında ana karakter bir kadın,hani ne anlamda dediğimi artık diğer kitapları okuyanlar anlar! Her neyse,Sloan'ın babası hiç tanımadığı ablasını da alır ve annesiyle Sloan'ı terk eder.Adamda nasıl bir beyin varsa artık.30 yıl sonra 'kalp krizi geçirdim,gel görüşek' der ve kızını evine,alesinin yanına davet eder,yüzsüz! Sloan da garibim Paul'un sözüne kanar mı diyeyim,aklı mı gider diyeyim,macera mı ister diyeyim,ne diyeyim bilmiyorum,babasını görmeyi kabul eder.Ama oraya ajan olarak,Paul'a yardım etmeğe gider.Paris,Edith bunu istemez,sonra sevip bağırlarına basarlar.Bu Paris'in nişanlısı Noah'ı kendine ayarlar falan.Ama ipler Edith'in mirasını Sloan'a göre değişmesiyle kopar ve...gerisini de siz okuyun. :)


Kitap toplamda Judith'den beklenmeyecek kadar sönük,sıkıcı ve monotondu.Özellikle neredeyse ilk 100 sayfada esneyerek okudum.Sloan birine yardım eder,iş arkadaşlarıyla konuşur,evine gelir falan.Biraz meraklandığım ve beni en azından zaman kaybı diye düşünmemeye zorlayan yerler Edith ve onun katilinin arayışıydı.Ama tabi sonra katilin kim olduğunu öğrenince o da uçup gitti! Kim mi? Katil uşak!Bu kadar basit.Koca kitabı sen oku oku,sonunda katil uşak çıksın.Çok klişe!

Judith bu sefer isimden toptan kaybetmiş.Hadi Sheri'ye bir şey dememiştik de,Sloan ne ya?Erkek ismi gibi.Aksilikten kitabın arka kapağını okumadan kitaba geçmişim,6. sayfaya kadar Sloan'ın erkek olduğunu sandım ya! :( Noah fena değildi.Courtney'i söylerken azap içinde kalıyorum zaten!

Kitabın başları o kadar sıkıcı ve monotondu ki,havada kalmıştı sanki.Tam bilgi yok.Sadece sarışın bir polisin arkadaşlarıyla etrafta dolaşmasını,çalışmasını okur gibiydim.Olmadı yani.Noah ve geçmişi hakkında da daha fazla bilgi olmalıydı.Nereden gelmiş nereye gider,kimdir,nedir,necidir?Hiiiç!Hemen kardeşiyle konuştu,sonra da Sloan'la olaya girdi!Sonunda onu affetmesi desen,Paul'un sözüyle oldu o da.Sanki adam kendi oturup düşünemiyor nedir ne değildir diye.Bence o Sloan'ın yumruğundan korktu,o yüzden affetti kızı. :)

Şimdi böyle bu şekilde konuşunca siz benim kitabı hepten çöplediğimi sanmayın.Hoşlandığım yerler oldu.Mesela Sara ve geçmişi beni o kadar etkiledi ki,o yerleri dönüp dönüp bir kaç kez okudum.

Paul ve Paris'e davranışları desen bence hiç girmeyelim o konulara.Yani önce kızdan şüphelen,onu nasıl derler,katil belle.Sonra da 'seni beyninden vurdum falan ama,yine de seni seviyorum' de.Paris de hemen yelkenler suyaaa.Bu da olmadı!

Carter ve onun belirsiz talihi.Adama ne oldu,tutuklandı mı?Yaptıklarından pişman oldu mu?Mutlu mu?Mutsuz mu?Hiç bir şey öğrenemedik.Bu hiiiç olmadı!

Bu kadar yani.Bence bu kitap olmamış.Yani havada kalmış bir başlangıç ve son,gidişatın soğukluğu,sıkıcı kurgu derken bir de baktım sonunda kitap bitmiş.Siz de bunu okuyup artık blogu takibi mi bırakırsınız,bana ağır bir kaç laf mı etmek istersiniz,orasını bilemem.Ama benim fikrim bu.Olmamış yani.

İndirmek için buraya tıklayın. :)

You Might Also Like

0 yorumunuz