Bu ara okuduklarım

Julie Garwood - Düğün

1/14/2015

 

Çocukken babası tuzağa düşürülerek öldürülen İskoç soylusu Connor MacAlister, içindeki intikam duygusunu hiç kaybetmemiş, babasının katilini bulmak hayatının amacı haline gelmiştir. Connor, babasının öldürülmesinde parmağı olduğunu düşündüğü, zalim McNare'e zarar vermek için, onunla evlenmek üzere yola çıkan İngiliz Baron Haynesworth'un kızı Brenna'yı kaçırır. Brenna sıradan bir İngiliz soylusu değildir. Kişilikli, adalet duygusu güçlü, kendine özgü bir kızdır. İngilizler'in vahşi kabul ettikleri dev gibi bir İskoçyalı olan Connor'la ciddi bir mücadeleye girişir ama sonunda boyun eğmek zorunda kalır.

Kitaplarının pek çoğu New York Times Bestseller listelerine giren Julie Garwood'un bu kitabını da soluk soluğa okuyacaksınız... 
 

Kategori:aşk,tarihi aşk,romance
Kitap adı: Düğün
Yazar: Julie Garwood
Orjinal adı: The Wedding
Çevirmen: Mine Atafırat
Sayfa sayısı: 408
Goodreads puanı: 4.18

https://www.goodreads.com/book/show/11304364-d-n

Tarihi aşk okuyacağımı belirtmiştim,değil mi?Çünkü huyum böyle.Aynı türde kalamıyorum bir türlü.Fantastik oku oku sıkıldım,ben de Tarihi aşk okuyayım biraz dedim. :)

Kitap konusu: Connor çok küçük yaşta babasının ölümüne şahit olur ve ona katilini bulup öldüreceği için söz verir.Babası onu koruması için Alec Kincaid'e gönderir ve Connor zamanla erdemli birer savaşçıya dönüşür.Brenna'ysa çok küçük yaşlarından unutulmaya,sorun oluşturmaya ve yaramazlık etmeye alışıktır.Babası hep gelecekte ona koca bulamayacağından yakınır.Brenna da babasını bu sorundan (yani kendisinden) kurtarmak için evlenmeye karar verir.Domuz yavrularıyla iyi geçinen,bütün eşyalarını orada burada bırakan Brenna ilk gördüğü ve çok beğendiği Connor'a 3 defa evlenme teklif etse de,Connor,Brenna küçük olduğu için onu ciddiye almaz.Ama yıllar geçer ve Brenna genç bir leydi'ye dönüşür.Connor'un baş düşmanı MacNare ile evlenmek için yola çıkar,ama kader Connor'a onunla evlenmesi için emir vermiş olmalı.Connor intikamını almak için Brenna'yı kaçırsa da,onun küçükken bir domuz yavrusuyla birlikte kucağına aldığı kız olduğunu da bilir.Connor inatçı,Brenna ondan inatçı,yaşanır mı bu hayat dersiniz ama,oluyormuş işte. :)

Yorumum: Tarihi aşk hep beni büyülemiştir ya.Günümüz aşk romanları hadi neyse,okunur diyelim de.Tarihi aşk'ın büyüsü başka ya.İnsanı taa nerelere götürür.

Burada da çok yakışıklı bir öküzle karşı karşıyayız.Ben bir sürü öküz karakter gördüm.Ama her öküz karakterle tanışmıştım.Christian'ın (Elli Ton),Dimitri'nin (Vampir Akademisi), hatta Bridgerton erkeklerinin bile bir öküzlük sınırı vardır.Ama Connor maalesef öküzlük sınırı diye bir kavramdan anlamıyor.Karısına savaşçılarına gösterdiği muameleyi gösteren biri,nasıl kadın ruhundan anlayabilir ki? Connor kadınların ne düşündüğünü anlayamıyor,ne isteyebileceklerini düşünemiyor.Onları ne sinirlendirir,ne mutlu eder bilmiyor.Karşısında Alec gibi süper püper bir örnek olsa da,bundan pek yararlandığı söylenemez.Ben şahsen Brenna'nın yterine Connor'un yüzüne bir kaç kez tükürdüm falan,ama yetmedi bence.

Beni en çok sinir eden şeylerden biri Connor'un Brenna'nın ailesi konusundaki katı tavrı.Brenna her ailesinden bahsettiğinde onu dinlememesi,kaşlarını çatması,sinşrlenmesi çok sinirime dokundu.Kendisi babasının verdiği sözle Brenna'yı ailesinden ayırabiliyor,ama Brenna ailesini düşünmemeli.Neden?!Bunu asla ve katiyen kabul etmem.Ailem benim için değerlidir ve onlardan söz etmem,onları düşünmem ve ya özlemem yasaklanırsa ne yaparım düşünemiyorum.Belki de bu evde iki kız çocuğu olmasından kaynaklanıyor.Biz de gidince ailemin yalnız kalması olası ve bu beni hep düşündürür.Neyse,konudan uzaklaştım. :)

Brenna her kadın karakter gibi dayanıklı,sabırlı ve güler yüzlü.Erkeği etkileyen tüm özellikler onda toplanmış.Çocukken domuz yavrusuyla Connor'un kucağında olmasını saymazsak,çok sevimli bir çiftler. ;)

Her kitapta kendinden bir şeyle bulan ben,bu kitapta da bunu yaptım.Brenna da benim gibi çok yiyor.Sinirlenince iki dili karıştırıyor.Önce konuşup sonra düşünüyor.Bunlar bende de var. :)

Oldukça komik sahneler var ve bu da yazarımızın ne kadar iyi mizah anlayışına sahip olduğunu gösteriyor.Serinin diğer kitabında çeviriden yakındığımı hatırlıyorum,ama burada bu sorun o kadar da belli etmedi kendini.Yazarın dili ve hikaye anlatma yeteneği harika.Diyaloglara daha fazla yer vermesi gözümden kaçmadı ama,söyledikleri zaten hareketleriyle ölçüştüğü için bunu kapatmayı başarmıştı.

Alıntı pek yoktu.Çünkü kitabın büyüsüne o kadar kapılmışım ki,bir de baktım bitti ve ben alıntı almayı unuttum.Ama bir iki tane olması gerek. Bunun için Instagram adresimi takipte kalın. :)


Kitabı indirmek için buraya tıklayın. :) 

You Might Also Like

2 yorumunuz

  1. bu yazarı da okucam bakalım :) bi de napolyon pastasını öğreneyiiim :)

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Tamam,Napolyon pastasını da yazarııım. :)

      Sil